8 Ocak 2008 Salı

Kısık Ateşte 70 Yıl

Kader Özge YÜCEL 11-Sosyal-A

Büyük bir kaynar kazan düşünün, ve içine düştüğünüzü. Zor da olsa, bir şekilde o kazandan çıkabilirsiniz. Çünkü sizi hızla öldüren ve bunu açıkça belli eden bir sorunla karşılaşmışsınızdır. Yaşamanız için oradan çıkmanız gerekmektedir. Ve sonunda çırpınarak, çabalayarak çıkarsınız. Çünkü farkındasınızdır. Bir de ferah, serin bir suyla dolu kazanda olduğunuzu düşünün. Her şey rahat ve güzeldir. Fakat, kazanın altını göremezsiniz. Dolayısıyla da altında yanan ateşi. Su kısık ateşte ısınır ve anlamazsınız, her şey sana yolundaymış hatta güzelmiş gibi gelir. Her şey böyle başlar zaten, önce huzur verirler sana, sonra neyin var neyin yok, hepsini yok ederler, başta fikirlerin olmak üzere. Su ısındıkça derin okşanır, mayışır ve uyuşursun. Ve su kaynama derecesine geldiğinde hiçbir uzvunu hareket ettiremeyecek hale gelirsin. Ve bu ateşi yakanlar seni en güzel yerinden yemeye başlarlar. En iyisi biz suyumuzun sıcaklığını kontrol edelim. Isı artıyor olabilir. Yani, Telekom, TCDD İzmir Limanı, Petkim, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. nin bazı kolları, Tedaş, Tekel... Bu onun açık bir örneğidir. Aslında bazı rahatsızlıklarda antibiyotik kullanmak hastalık kaynaklarını yok etmek açısından iyi gelebilir. Ama herkes bilir ki antibiyotiğin fazla kullanımı sağlıklı hücrelerin de ölümüne yol açar. Bu da onun açık bir örneğidir. 10 Kasım 1938 saat 09.05.01 den itibaren suyun ısısı değişmiş olabilir, kontrol edin. 70 yıldır kazan ısınıyor mu acaba? Bir de dünyayı bir orman olarak düşünün, kendimizi ve değerlerimizi hem karıncaya hem “ormanlar kralına” karşı korumalıyız. Yani en küçükten en büyüğe kadar. Çünkü zaman bize bunu öğretti. Karıncanın hayatı boyunca çalıştığı ve hakkı olan paya “ormanlar kralı”nın el koyması olabilir mi hiç? Söz ve karar sahibi olmak doğru bir kamusal anlayıştır. Rekabetin arasında olan kimlere olur? Manipüle olmuş vatandaşa. Yerli-yabancı ne olursa olsun kısık ateş kimin elinde olursa olsun, yakar. Çünkü her ikisi de tökezlemenin etkisini artırır. Yöntemi önemli değil, özelleştirme özelleştirmedir. Vatanımız bizim için özeldir. Örneğin bir yabancı; “Türkiye, benim için çok -özel-sin.” derken, biz sıcaklığı artmakta olan suda mayıştığımızdan anlamayız belki ama, Türkiye her şeyi ile bizimdir. Kamu varlığının gerçek değerleri korunmalıdır. Ülke kaynakları ile oluşturulmuş telekomünikasyon alt yapısının sermaye çıkarları için değil, halk yararına kullanılması gerekir. Tüm vatandaşlara ekonomik ve kaliteli hizmet gereklidir. İşsizliğin artması ve iş güvencesinin azalması da bunun yan etkileridir. Sorumlu vatandaşlar olarak dikkatli olmalıyız. Ekonominin “Bıçak sırtı”nda olması güvenilir değildir. Isıyı kontrol etmenin tam vaktidir şu an.


Hiç yorum yok: